08.02.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Zeynel Emre, İstanbul Güngören İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında; yargıdaki kumpas davalarından stratejik kamu varlıklarının özelleştirme adı altında peşkeş çekilmesine, derinleşen ekonomik krizden çocuk hakları ve istismarına kadar pek çok konuyu detaylarıyla ele alarak CHP’nin çözüm reçetesini paylaştı. CHP Parti Sözcüsü Emre, şunları söyledi:
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün birkaç önemli konunun altını çizeceğiz. Bunlardan bir tanesi cumhuriyetimizin kurulduğundan bugüne kadar cumhuriyetimizin birikimi yüzlerce önemli değerin özelleştirme adı altında peşkeş çekilmesi ve bugün hala yeni yerlerin, yeni ve önemli yerlerin yabancılara peşkeş çekilmesine yönelik hazırlıklar. İlk konumuz bu olacak. Bir yandan tek haneli enflasyonla ilgili oynanan rakamlar ve mutfaktaki yangından bahsedeceğiz. Çocuklarımızdan bahsedeceğiz.
"YARGI ELİYLE KURULAN KUMPASLAR VE CASUSLUK İDDİANAMELERİ"
Tabii bütün bu konulara girmeden evvel öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi olarak uğradığımız kumpasların yine bir kez daha altını çizmek isterim. Geçtiğimiz hafta itibariyle casusluk iddianamesi adı altında Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Sayın İmamoğlu hakkında bir iddianame açıklandı ve orada gazeteci Merdan Yanardağ, yine başkanımızın danışmanlarından Necati Özkan hakkında siyasi casusluk suçlamasıyla bir dosya hazırlandı. Tabii bu 19 Mart sürecinden bugüne baktığımız zaman halkımız esasında gerçekleri görüyor ve olan bitenin aslında Türkiye'deki seçme seçilme hakkına, seçimle iktidarın değişmesindeki o anayasal hakkına, ülkemizdeki yurttaşlarımızın cumhuriyetten bugüne kadar elde ettiği hatta daha evveline dayanan, yüzyıllar ötesine dayanan parlamento geleneğimiz ve bugün baktığımız zaman tüm bu süreçlerin yıpratıldığı ve tek adam rejiminin kurumsallaştırmak istendiğini görüyoruz. İşte bu nedenledir ki 19 Mart sürecinden sonra yolsuzluk, ihaleye fesat adı altında çok sayıda belediye başkanımız, bürokrat gözaltına alındı, tutuklandı ama vatandaşımız gerçeği biliyor. Burada halk tarafından yeterli desteği görmeyen iktidar bu sefer elindeki yargı gücü ile birlikte ki ona biz Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yargı kolları diyoruz. Genel Başkanımız da hep böyle sıklıkla ifade ediyor. Yeni kumpas iddianameleriyle karşımıza çıkıyorlar. Şimdi bu casusluk iddianamesi hakikaten içeriğine baktığımız zaman öylesine saçma sapan, akıl dışı hani hukukta bir temel mantık vardır hayatın olağan akışına aykırılık diye. Hesapta Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu 2019 seçimini kazandıktan sonra dikkat edin yani ilk seçimi kazandıktan sonra ve ikinci seçime gitmezden evvel 10 gün öncesinde 10 dakika casus olarak adlandırılan biriyle görüşmüş ve o tarihten itibaren bir daha da bu kişiyi görmemiş. Her nasılsa ki bu faaliyeti, bu görüşme ki aleni sosyal medyada paylaşılan bu görüşme nedeniyle casusluk iddianamesinde bir lider gibi gösteriliyor ve efendim oradan gelen verilerle paylaşılan veriler olmuş ve oradan gelen işte desteklerle ikinci seçim kazanılmış gibi böyle deli saçması iddialar ortalarda dolaşıyor. Halbuki vatandaşlarımız da biliyor ki Cumhuriyet Halk Partisi açısından ilk seçimi kazanmak rekabet açısından ve seçim atmosferi açısından daha zordu, daha güçtü. Binde iki farkla kazanıldı. Ama çok haksız bir şekilde sandığa giren dört oyun üçünü geçerli, birini geçersiz sayılıp da tekrar edilen seçimdeki 800 binlik farkı bizatihi Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yöneticilerinin yanlış uygulamaları, yanlış davranışları, yanlış savunmaları, insanları haksız yere suçlamaları, sandıklarda çalındı diye iftira atmaları, tüm bunlara oluşan reaksiyon, tepki ve bir hak teslimi şeklinde gerçekleşti. Dolayısıyla buralardan bir casusluk çıkarmak, böyle iddialarda bulunmak hakikaten bu dosyanın saçma sapan iddialarla dolu olduğunu, kahve muhabbetlerindeki dedikodulardan ibaret olduğunun altını çizelim. Burada tabii amacın çok açık olduğunu biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yerel seçimde birinci parti olması ve o günden bugüne kadar da bu seyrin devam ettirilmesi iktidar açısından önümüzdeki seçimin kaybedileceği anlamına geldiğinden burayı dağıtmak, buradaki algıyı değiştirmek, toplumsal desteği koparabilmek açısından çeşitli kumpaslar düzenlenmektedir. Bu da bunlardan biridir. Geçtiğimiz hafta belediye başkanlarımızın yargılandığı dosyalardan, davalardan tabii Aziz İhsan Aktaş iddianamesi olarak adlandırılan iddianame ve davada Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeydan Karalar tahliye olmuştur. Kendisinin görevinin başına dönmesini bekliyoruz, arzu ediyoruz. Diğer belediye başkanlarımızın, tüm bürokratların da bir an evvel tutuksuz yargılanmasını ve o yargılamaların da çok aleni, çok açık bir şekilde herkesin gözü önünde gerçekleşmesini temenni ediyoruz. Çünkü bizim burada halkın hakemliğine ihtiyacımız var. Biz kendimize güveniyoruz. İktidarda güveniyorsa bu yöndeki gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade edelim.
"CUMHURİYETİN BİRİKİMİ PARSEL PARSEL SATILIYOR"
Şimdi gündemimize gelelim. Değerli arkadaşlar, birincisi cumhuriyetin kurucu iradesinin bu millete bıraktığı stratejik kurumların peşkeş çekilmesi. Şimdi burada bir defa şöyle ifade edelim. Yani bu birikimler parsel parsel satılıyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözünü hatırlatarak devam etmek istiyorum. İstiklalin tamamiyeti ancak istiklali-i mali yani ekonomik bağımsızlık ile mümkün olur. Dolayısıyla bu ülkenin iktisadi varlıkları aynı zamanda milli güvenliktir. Yerli üretimin, istihdamın ve teknolojik egemenliğin temelidir. Buralardaki varlıklar sadece kar zarar hesabı olarak addedilemez. Bunlar stratejik öneme sahip yerlerdir. Bu iktidar göreve geldiğinde 86'dan 2002 yılına kadar Türkiye'de bazı özelleştirmeler olmuştu ama bunların yekûnu 8 milyar dolardı. Geçtiğimiz çeyrek yüzyıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında ise 60 milyar doların üzerinde ve Türkiye'nin çok kıymetli, çok kar eden kuruluşların özelleştirildiğini görüyoruz. Ve bunlarda hep yerli yabancı benzer firmalara peşkeş çekilmiştir. Bunun altını çizelim. Mesela Türk Telekom'u unutmayalım. Türk Telekom'da aslında asrın yağması söz konusu. Çünkü özelleştirmeden önce üst üste son 4 yıl en fazla kurumlar vergisi ödeyen 2005'te dünyanın en büyük 13. telekomünikasyon firması olan bir kamu varlığıydı. O gün yüzde 55 hissesine biçilen değer 50 milyar dolarken 6,5 milyar dolara özelleştirildi ve o para dahi hala tahsil edilmedi. Satılanlara baktığımız ise TEKEL, PETKİM, TÜPRAŞ, Ereğli Demir Çelik, İskenderun Limanı, Mersin Limanı, Antalya Limanı gibi pek çok liman. Demir çelik tesisleri, İskenderun Demir Çelik, Paşabahçe Cam Sanayi, Ünye Çimento, Türkiye Gübre Sanayi, Eti Holding, Sümer Holding, ASELSAN, HAVELSAN, Başak Emeklilik, Başak Sigorta, Batı Söke Çimento, Borusan, Boru Sanayi, Emekli Sandığına ait oteller, tatil köyleri, madenler, ülkemizdeki çok kıymetli madenler, bankalar, tuz işletmeleri. Hatırlayacaksınız şeker fabrikaları. Kar eden yerlerdi bunlar. Termik santraller, elektrik dağıtım şirketleri. Yani bunları say say bitmez. Şimdi bakın bütün bunların sonunda geçtiğimiz yıllarda da yine 2024'te 69 ihale, 2025'te 155 ihale, 2026'da 130 ihale. Bunlar Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı özelleştirme idaresinin yaptığı özelleştirmeler.
"GİZLİ ÖZELLEŞTİRME PLANI: KÖPRÜLER VE OTOYOLLAR PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR"
Şimdi gelelim asıl konuya. Şimdi burada biliyorsunuz idare hukukundaki kurallardan biridir. Köprüler, otoyollar bunlar milletin vergisiyle yapılır ve kullananlardan bunun oranın maliyeti karşılanıncaya kadar bedeli tahsil edilebilir. Biz de defalarca bedeli vatandaştan tahsil edilmiş, bugün artık ücretsiz olması gereken otoyolların ve köprülerin özelleştirilmesine yönelik bir çalışma olduğunu tespit ettik. Bakın bizim kamu denetim ve yolsuzluklarla mücadeleden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Deniz Yavuz Yılmaz çok önemli bir konuya dikkat çekti. Burada gizli bir özelleştirme planı ile İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin'de 7 otoyolun 25 yıllığına özelleştirilmesi için Kuzey Amerika merkezli BTY şirketi ile fizibilite çalışmaları yapıldığı tespit edildi. Tabii buradaki hazırlığın bir çalışma ve satış sürecini yönetmesi için uluslararası bir finans şirketiyle anlaşıldığını da ifade edelim. 7 otoyol hangileri? Avrupa Otoyolu, Anadolu Otoyolu, İzmir - Aydın Otoyolu, Niğde, Mersin, Adana Otoyolu, İzmir Çeşme Otoyolu, Adana - Gaziantep Otoyolu, Gaziantep - Şanlıurfa Otoyolu. Bakın bu 7 otoyol buradaki verilere baktığımız zaman gelir ve gider toplamı yıllık net 177 milyon dolar 2024 verisiyle kar etmiş ve devletin kasasına kaynak olarak girmiş. Yani bunun 25 yıllık özelleştirmesinden bahsediliyor. 25 yıllık. Bunun potansiyel geliri 4,5 milyar dolar. Peki burada satılan yerlerde şunun da altını çizelim. Bakın KGM otoyollarında kilometre başına ortalama araç geçiş ücreti 85 kuruştur. Özelleştirilen yerlerde ise yap-işlet-devret modeliyle otoyollarda ise kilometre başına 3,45 TL'dir. Yani yüzde 300'ün üzerinde bir artış söz konusu. Zam ihtimali söz konusu. Şimdi buradaki rakamları söyledik. Bir başka husus 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü içinde 25 yıllık özelleştirme hazırlığı. Buralar bu iki köprü yine 112 milyon dolar net kar etmiş geçtiğimiz yıl 2024 verisi itibariyle.
Şimdi değerli arkadaşlar, bunlar kar eden bu ülkeye ait stratejik öneme haiz yerler. Biz hep diyoruz bu iktidar emperyalist ülkelerle işbirliği içerisinde. Bu ülkenin değerleri peşkeş çekiliyor. Burada çok açık idare hukuku açısından hiçbir anlamı olmayan çalışmaların yapıldığını görüyoruz. Burada bir başka vurgun ve taşeronlaşma ise Türk Telekom'da. Bakın burada da İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya'da 6 milyon 300 bin aboneye verilen hizmetlerin iki şirkete devri planlanıyor. Maliyette 75'den 160'ye çıkmasına yönelik bir tespit var. Yani yine bu yüzde 100'e yakın zam ve aynı şirketlere, benzer firmalara, iktidarla ilintili, ilişkili firmalara rant transferi. Bu ülke sahipsiz değil değerli arkadaşlar. Bu ülkenin değerlerini böyle kimse peşkeş çekemez. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu konuyu dikkatli bir şekilde takip ediyoruz, takip edeceğiz ve ülkenin değerlerinin peşkeş çekilmesinin önüne geçmek için her türlü mücadeleyi yapacağız.
"TRAJİKOMİK BİR TABLO: YARGILAMA BAŞLAMADAN SALON İHALESİ YANDAŞA"
Şimdi gelelim bir başka hakikaten önemli konu ki bir yönüyle baktığımızda da aslında bunlar hani geçmiş dönemlerde böyle komedi skeçlerine konu olabilecek trajikomik değerlendirmeler ve olaylar. Şimdi biliyorsunuz Türkiye tarihinde görülmemiş bir şekilde bir kumpas iddianamesi ile karşı karşıyayız. Binlerce sayfalık iddianameler, dosyalar. Sayın İmamoğlu ile birlikte 407 sanığın bir kısmı tutuklu. Önümüzdeki ay yargılaması başlanacak ve böyle bir yargılama Türk yargı tarihinde bulunmadığı için özel bir düzenleme ve özel bir çalışma yapıldığını görüyoruz. Bunlardan bir tanesi de burada yargılanacak salon olmadığından yeni bir salon yapılıyor. Şimdi yeni salonun inşası var. Peki bu yeni salonun inşası hani hakikaten trajikomik dediğimiz kısım bu. Orada arkadaşlarımız neyle yargılanıyor? İhaleye fesat, bazı doğrudan alımlar, ihale yapılmadan doğrudan gerçekleşen işlemler vesaire. Bunlardaki usulsüzlük.
Değerli arkadaşlar, bakın 21 maddesine göre pazarlık usulüyle verilen bir iş var. İhaleyi kim almış? Cent yapı inşaat. Proje bedeli 992 milyon. Yaklaşık 1 milyar TL. 120 günde gerçekleşecek. Peki bu firmaya baktığımız zaman bu firma sürekli iktidarın kontrolündeki yerlerden iş ve ihaleler almış. Nereden almış? 2023'te Adıyaman Gölbaşı deprem konutları. İhale bedeli 2 milyar 744 milyon TL. Bunlar arkadaşlar yani hep böyle adrese teslim verilen işler. 2022'de Beykoz Tokatköy Kentsel Dönüşüm projesi. 2023'te İstanbul Kayabaşı toplu proje konut projesi. Burada MAKSEM yapı ile ortak girişim söz konusu. 2024'te Adıyaman Merkez Deprem onarım işi. Şimdi bunların gerek Cent Yapı gerek MAKSEM yapı aynı iş merkezi içerisinde. Tabii sıklıkla da birlikte girmişler. Bunun ortakları, ortakların ortaklarına gidip bakıldığında yine yandaşlar ve iktidar işbirliği ortaya çıkıyor.
Şimdi değerli arkadaşlar, burada ortada açıkçası bir yargılamadan, objektif hukuktan, bağımsız hukuktan falan bahsetmek mümkün olmadığı gibi orada arkadaşlarımız yargılanırken bile onların yargılanacağı mahkeme salonu yapılırken bile yandaşlara servet transferi yapıldığını görüyoruz. Yani bu kadar gözünü karartmış, paradan başka hiçbir şey görmeyen bir iktidar var.
"ENFLASYON YALANLARI VE MUTFAKTAKİ YANGIN"
Bütün bunlar gerçekler ortadayken bir yandan da enflasyon yalanları ve buradaki söylemler orta yerde duruyor. Ve Sayın Erdoğan her kamera karşısına geçtiğinde her sene bu yıl enflasyon tek haneye girecek, mücadelemiz büyük olacak şeklinde söylemlerde bulunuyor. Bununla birlikte de bir çarpıcı veri daha var. Bakın 2026'nın Ocak ayındaki aylık enflasyon 4,84 olarak açıklandı. Şimdi bunun doğruluğu, yanlışlığı, tartışma başka konu. Yani ayrı ölçenler de var. Amma velakin Ekim, Kasım, Aralık yani 2025'in son 3 ayında toplam enflasyon yüzde 4,31. Bakın bir ayda 4,84, son 3 ayda toplam 4,31. Niye? Çünkü burada oynanan rakamlar var. Amaç ise yıl bittikten sonra efendim dönemsel oralardaki düşük göster ki Ocak'ta maaş zamları düşük olsun. Bugün asgari ücret daha 28 bin 75 TL yeni açıklandı 2026'da. Sadece bu ay 1359 lirası daha cebe girmeden buharlaşmış oluyor bu rakamlara göre. Yani mutfaktaki yangın gıda enflasyonu yüzde 6,59. Açlık sınırı Türk-İş verilerine göre 31 bin 224. Yoksulluk sınırı ise 101 binin biraz üzerinde. Şimdi tabii asgari ücretlinin, emeklinin yani 17 milyon emeklinin olduğu, 9,5 milyon asgari ücretinin geçindiği bir ülkeden bahsediyoruz. Şimdi bunun yanında Türkiye Ziraat Odalar Birliği'nin verisine göre dünyadaki et fiyatı ki yeterli beslenme ve protein alma konusunda başta çocuklar olmak üzere problemler yaşanıyor ve ciddi sağlık problemleri var. 8 - 10 dolar seviyesinde dünyada bizde ise 20 doların üzerine çıktı.
"TARIM ALANLARI YOK EDİLİYOR, GIDA ENFLASYONUNDA REKOR KIRILIYOR"
Halbuki Türkiye gibi bir ülke yani burası hayvancılığın merkezi olabilecek, et ihraç edebilecek bir ülke olması lazım. Neden bu hale geldiğimizi de aslında rakamlar bize çok açık gösteriyor gerçeği görmek isteyenler açısından. Çünkü bu iktidar göreve geldiğinde nüfusumuz 65 milyondu. Bugün 86 milyon. Yani nüfus 20 milyonun üzerinde artmış. Böyle bir durumda ne beklersiniz? Tarım alanlarının arttırılmasını ve daha fazla üretim yapmayı beklersiniz. Halbuki bu iktidar döneminde 2.6 milyon hektar tarım alanı yok olmuş. Şimdi bu rakamı şöyle ifade edelim. Yani bunu daha anlaşılabilir olması bakımından 3.6 milyon futbol sahası büyüklüğü. Bakın 3.6 milyon futbol sahası büyüklüğü. Bir başka ifadeyle Ankara'nın yüzölçümü olan kadar bir alandan bahsediyoruz. Tarım alanının ya imara açıldığı ya başka amaçlarla kullanıma gittiği.
Şimdi değerli arkadaşlar, bir anda toprağı azaltacaksınız. Bir anda üretimi düşüreceksiniz. İthalatı arttıracaksınız. Sonra da gıdada dünya enflasyonunda dünya rekoru kırdığımızda bunu gizlemeye çalışacaksınız. Kötü yönetimin bu alandaki hazin sonuçlarından biri de budur. Burada tabii demin söyledim sürekli enflasyon tek haneye inecek. Artık aynı söylem. Ne diyor? 16 Kasım 2019. Tayyip Bey diyor ki, “Enflasyon 2020'de tek hani rakama inecek”. Peki, 2020 oluyor 11 Kasım 2020. Enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız. 2021 geliyor. Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürmeye kararlıyız. Peki ne oluyor? Enflasyon yüzde 64'e çıkıyor bu yıl. Bırakın düşmeyi. 2023 enflasyonu yeniden tek rakamları yine biz indireceğiz. Aynı söylemler. 2024 6 Mart enflasyonda hedefimiz tek hane. Şimdi geçtiğimiz hafta yine Sayın Erdoğan çıktı dedi ki 2026'da enflasyonun belini kıracağız. En görkemli yıl olacak. Bunlar hiçbir inandırıcılığı olmayan defalarca denenmiş, sınanmış, dinlenmiş, tersi çıkmış gerçek olmayan veriler ve rakamlar. Çünkü maalesef çok kötü yönetiliyoruz. Bunun sonuçlarını da acı acı hep birlikte yaşıyoruz.
"ÇOCUKLARIMIZ KORUNMUYOR: İSTİSMAR, ERKEN YAŞTA EVLİLİK VE EMEK SÖMÜRÜSÜ"
Şimdi değerli arkadaşlar, son konu olarak da bu ülkedeki çocuklar ve özellikle kız çocukların durumundan bahsetmek istiyorum. En hazin, en acı tablolardan biri bu iktidar döneminde çocuklarımızın başına gelenler. Geçtiğimiz günlerde bir annenin feryadını gördük adliye önünde. Kendi istismara uğramış, 3 yaşındaki kızı istismara uğramış. Adliye önünde haykırıyor. Eğer ben ölü bulunursam bilin ki intihar etmedim diyor. Bu vakalar tek değil. Yani bunu böyle münferit bir vaka olarak göremeyiz. Çünkü rakamlar gerçekten korkunç durumda. İstismar rakamları, failin genellikle yakın çevreden olması, cezasızlık algısı, çocuğun ifadesinin böyle durumlarda tek seferde alınması gerekirken uzman eşliğinde psikolojisi ve gelişimi hiçe sayılarak defalarca alınması, çocuğun üstün yararı ilkesinin uygulanmaması.
Şimdi tabii haliyle bu durumda ne çocuklar ne anneleri güvende olabiliyor. Bakın bu ülkedeki artık doğum hızı kritik eşiğin altına indi. Ancak biz hala genç bir nüfusuz ve bizim 21 milyon 800 bin çocuk var ülkede şu anda ve bunların yaklaşık yarısı kız çocuğu. Peki rakamlara baktığımız zaman zorunlu eğitim çağında olması gereken 611 bin çocuk okul dışında. Yine bunların yaklaşık yarısı kız çocuğu.
Şimdi değerli arkadaşlar, bakın kız çocukları okuldan koparılıyor ve bir kısmı da biz ona cinsel istismar diyoruz ama evlilik adı altında istismara uğruyor. Bakın 2024 yılında çok acı rakamlar 16 - 17 yaş grubunda 9 bin 354 kız çocuğu evlendirilmiş. Bu aynı yaş grubundaki erkeklerin yaklaşık 15 katı. 2020 yılından bu yana da toplamda 61 bin 136 çocuk evliliği gerçekleşmiş. 2001-2024 yılları arasında yaklaşık tam rakamı vereyim 590 bin 317 erken yaş doğum yaşanmış. Çok acı. Bunun 21 bin 487'si ise 15 yaş altı çocuklar. Bu iktidar çocukları koruyamıyor. Çocuk istismarının bu denli yüksek olduğu ve geleceğe hazırlamamız gereken, iyi beslenmesi gereken, iyi eğitilmesi gereken, dünyayla rekabet edebilmesi gereken o çocukların bu anda yani bu dönem içerisinde böyle bir durumda yaşamaları işler acısı. Bakın, 2024 verileri cumhuriyet başsavcılıklarına çocuğun cinsel istismarı gerekçesiyle hakkında dosya açılan, dava açılan kişi sayısı 67 bin 507. Burada tabii şu rakamda var. Yani mağdur sıfatıyla güvenlik birimlerine gelen 279 bin 000 çocuk var. Bunun 26 bini cinsel suç mağduru ve bunun 22 binden fazlası kız çocuğu. Şimdi çocuklar tabii eğitimde yeterli oranda doğru eğitim alamadığı gibi tüm bu istismarların yanında bir de emek sömürüsü var. Yine TÜİK’in verilerine göre 17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılma oranı artıyor ve 504 bin çocuk da MESEM adı verilen sömürü düzenlerinde emeği sömürülüyor. Bakın toplam çalışan çocuk sayısı da 1 milyon 474 bin. Kız çocukları eğitimden koparılıyor. Erken yaşta evlilik adı altında istismar ediliyor, çalıştırılıyor. Emeği sömürülüyor.
"CHP’NİN ÇÖZÜM REÇETESİ: ÇOCUK DOSTU VE HAKÇA BİR DÜZEN"
Şimdi bugün söylüyoruz her konuşmamızda. Biz tespitler yapıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ama öte yandan da sadece eleştiri, tespit değil ülkemizi nasıl yöneteceğiz? Bu alanlarda biz nasıl davranacağımıza yönelik de bazı rakamlar ve açıklamaları her seferinde veriyoruz. Biz diyoruz ki, biz yeni parti programımızda da bunu ifade ettik. Cumhuriyet Halk Partisi programıyla, mücadelesiyle, azmiyle, kararlılığıyla, kadrosuyla bu ülkeyi güvenli ve huzurlu, vatandaşlar açısından da mutlu ve müreffeh bir ülke yapmaya hazır. Dedik ki çocukların cinsel sömürü ve istismara karşı korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesindeki yükümlülükleri harfiyen yerine getireceğiz. Çocuklara yönelik her türlü şiddet, istismar bu suçlarda ve dava süreçlerinin uzamaması için her türlü önlemi alacağız. Çocuk dostu ve onarıcı bir adalet sistemi inşa edeceğiz. Çocukların erken yaşta evlilik aldı hattında istismar edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Bu ülkede 5 yaş altı çocukların okul öncesi eğitimi için en az bir yıl zorunlu, ücretsiz, doğru dürüst eğitim vereceğiz. Eğitime erişimdeki eşitsizlikleri gidereceğiz. Okul terklerinin önüne geçeceğiz. Yoksul çocukların, varlıklı çocukların aileleriyle arasındaki eşitsizliği gidereceğiz. Ve beslenme yetersizliği yani her beş çocuğun birinin başına gelen beslenme yetersizliğinden kaynaklı sağlık problemleri. Bütün çocuklarımız okullarda hiç olmazsa bir öğün ücretsiz ve çok güzel bir şekilde beslenmesi için gerekli düzenlemeleri yapacağız. Çocuklarımızın çocuk işçiliği adı altında emeğinin sömürülmesine izin vermeyeceğiz. Bu uygulamaları bitireceğiz.
"GELECEĞİ HALKLA BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ"
Değerli vatandaşlarımız, bugün burada anlattıklarımız sadece bu ülkenin sorunlarının dökümü değil, aynı zamanda çözümlerinde yol haritasını ifade ediyoruz. Biz biliyoruz ki bizim güzel ülkemiz daha iyi yönetilmeyi hak ediyor. Bunu gerçekleştirebiliriz. Bu millet daha iyisini başaracak güçte. Biz dünyanın en stratejik coğrafyasında yaşıyoruz. En değerli toprağında yaşıyoruz. Hala genç, dinamik bir nüfusa sahibiz. Yeter ki iyi yönetilelim. Yeter ki bu ülkede demokrasiyi güçlendirelim. Hukukun üstünlüğünü, egemenliğini, hukukun üstünlüğünü tesis edelim. Üretime dayalı bir ekonomi kuralım. Sosyal devleti inşa edelim. Eşit bir şekilde vatandaşlarımıza eşit uygulama yapalım. Eğer bunu gerçekleştirirsek ki biz bunu biliyoruz. Cumhuriyet döneminde çok daha zor koşullarda, çok daha iyi hamlelerde bulunuldu. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim görevimiz ise bu yolu açmak. Bu yönde halkla birlikte, vatandaşlarımızla birlikte cesaretle kucaklaşarak meydan meydan, sokak sokak, mahalle mahalle örgütleyerek Türkiye'yi çok büyük bir çoğunluğun oluruyla yeni bir iktidarla buluşturup bu ülkeyi, güzel ülkemizi güzel günlerde buluşturacağız. Biz buna yürekten inanıyoruz. Bunun için çalışıyoruz.
Ben bu düşüncelerle hepinize Cumhuriyet Halk Partisi adına saygılar, sevgiler sunuyorum. Teşekkür ederim.