CHP Genel Başkanı Özgür Özel: “Düşman Hukuku Uygulayanlarla Oturup Konuşmam, Önce O Baltanı Yakacaksın”

26.04.2026

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“DÜŞMAN HUKUKU UYGULAYANLARLA OTURUP KONUŞMAM; ÖNCE O BALTANI YAKACAKSIN, BİR SONRAKİ CUMHURBAŞKANINA SALDIRMAYACAKSIN”

“GEÇİNEMEYENLERİN SESİNİ DUYUYOR, EN KISA ZAMANDA SEÇİM SANDIĞI İSTİYORUZ”

“ERDOĞAN EMEKLİYİ, İŞÇİYİ, ÇİFTÇİYİ DEĞİL; MELİH’İN VİLLALARINI KURTARIYOR”

“OMUZ OMUZA VERECEĞİZ; BU İKTİDARI DEĞİŞTİRECEK, HALKIN İKTİDARINI KURACAĞIZ”

“ENİNDE SONUNDA ARKADAŞLARIMIZ ÇIKACAK, O SANDIK GELECEK, EKREM İMAMOĞLU, CUMHURBAŞKANI OLACAK”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Sakarya’da gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Canım Sakarya, güzel Sakarya, Balkanlarla Kafkasları buluşturan Sakarya. Tarihi kadim, toprağı bereketli, insanı yiğit Sakarya. Hepinize merhaba, hoş geldiniz. Hoş geldiniz meydani, hoş geldiniz eyleme. İyi ki buradasınız. İyi ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sandığa, seçme hakkına, seçtiğine sahip çıkmak için ayağa kalkan Sakarya’ya selam olsun. Sakarya Nehri gibi coşkun akanlara, tarlada, fabrikada alın teri dökenlere, yeşil - siyah renkleriyle Sakaryaspor’a yüreğini, canına verenlere, bugün evde oturmayıp meydana koşanlara selam olsun, helal olsun” dedi. Özel, şunları söyledi:


“MANİSA’NIN SAKARYA’YLA 65 YILLIK GÖNÜL BAĞI VAR”

“Buraya memleketim Manisa’dan geliyorum. 500 yıldır süren bir geleneği sürdürmek için ellerini şifaya açanlara mesiri sunmak için Mesir Festivali’nde hemşerilerimizle buluşmak için oradaydık. Sakarya’ya geleceğimi biliyorlardı ve Manisalılar Sakarya’yla olan 65 yıllık gönül bağlarını tekrar ederek, Sakarya’ya selam söylediler. Bilenler bilir, bilmeyenlere ben anlatayım. Yıl 1960, Manisa’da bir semt takımı Sakarya var. Renkleri de yeşil - siyah. O takım maçları kazanıyor, üst üste her yıl şampiyon oluyor. O zamanki en üst lig olan birinci lige Manisa’nın Sakaryaspor’u çıkıyor. Sakaryaspor var, bir başka Sakaryaspor yeşil - siyah renkleriyle birinci ligde Manisa’da var. Bu karışıklık bir husumet değil; bir dostluk, bir kardeşlik yaratıyor. Manisaspor, Sakaryaspor’un adını Manisaspor olarak değiştiriyor. Renklerini siyah-beyaz yapıyor. Yeşil - siyahı ve hak ettiği ismi Sakaryaspor’a bırakıyor. O gün bugündür ki ben de çok gittim stada, Sakaryaspor’u ağırladık. Çok geldik deplasmana, kardeşimizin evinde gibi ağırlandı. Bizim plaka 45, Sakarya’nın 54. Bizim tribün bağırı; ‘54’, Sakarya bağırır; ‘45’ diye. Bizim tribün bağırır; ‘Sakarya’, Sakarya bağırır; ‘Manisa’ diye. İşte koca Manisa Mesir Meydanı’ndan, 100 binlerden Sakarya’ya selam getirdim. Var ol Sakarya.”

“SAKARYA’YI DUYUYOR, SAKARYA İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

“Sakarya, 1954’te il oldu. O günden bugüne 15 kez belediye başkanı seçti. Bunlardan ikisinde, 1973 ve 1977’de Bülent Ecevit’in Cumhuriyet Halk Partisi bu meydanları doldurdu, belediyeyi kazandı. 1989’da SHP ile kazandık. O gün bugündür, 37 yıldır Sakarya’da belediyeyi kazanamadık. Ama Sakarya’ya küsmedik. Kusuru Sakarya’da bilmedik. Sakarya’ya sırtımızı dönmedik. Hep sevdik, hep Sakarya için iyi şeyler söyledik. Sakarya’nın seçtiklerine, tercihlerine saygı duyduk. Sayın belediye başkanına, her partiden belediye meclis üyelerine de başarılar diliyoruz. Gün geldi, bugünü gördük. Sakarya’da Ayça Taşkent Başkanımla ve Ümit Dikbayır Başkanımla iki milletvekiline ulaştık. Bundan sonra bir daha bırakmayacağız. Bu güzel günü, burayı elbette bir partiye mal etmiyoruz. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi ki baba evimizdir, baba evinin çayını demleyenlere, bacasını tüttürenlere, İl Başkanımız Oğuz Can Curoğlu şahsında bütün örgütüme yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Ayrıca Sakarya iki milletvekili ile partimizde temsil edilirken Parti Meclisimizde de önceki İl Başkanımız Ecevit Keleş’le ve benim çok değerli ağabeyim, birlikte görev yaptığımız Sevgili Engin Özkoç’la iki Sakaryalı ile temsil ediliyor. Bu şu demek; Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya’yı dinliyor, Sakarya’yı duyuyor. Onun bizden beklentilerini görüyor. Sakarya için çalışıyor.”

“SALONLARIN DEĞİL, MEYDANLARIN PARTİSİ İKTİDARA GELMELİDİR”

“Zamanında şöyle derlerdi; ‘Sakarya sağın kalesidir.’ Sağ ile bir derdimiz yok. ‘Sakarya AK Parti’nin kalesidir.’ Sakarya’nın tercihleriyle bir derdimiz yok. Ama herkes şunu bilsin ki artık dönem kardeşlik dönemidir, geçim dönemidir. Yoksulluktan, işsizlikten hep birlikte kurtulmak; çiftçinin, köylünün, hayvancının yüzünü güldürmek; halktan yana işler yapmanın zamanıdır. Bunun için bundan sonra Sakarya yorulmuş bir iktidarın, yandaş kayıran, vatandaşı unutan bir iktidarın; sorun çözmeye, öteleyen, iteleyen, görmeyen bir iktidarın, emekliyi 20 bin liraya, emekçiyi 28 bin liraya mahkum eden bir iktidarın kalesi olamaz. O kale siyaseti bitmiştir. Sakarya, bundan sonra milletin kalesidir. Şimdi ben Sakarya’ya şunu söyleyeyim. Siyaset insan için yapılır. Siyaset insanla yapılır. Siyaset insan içinde yapılır. Sizden vaktiyle oyu alanlar, sonra dönüp gidenler, Sakarya’yı unutanlar artık sokakta varlar mı? Pazara çıkabiliyorlar mı? Gelip hatır sorabiliyorlar mı? Esnaf gezip ekonominin durumunu konuşabiliyorlar mı? Yoksulluğa, işsizliğe bir çare söylüyorlar mı? Çiftçiye, hayvancılıkla uğraşanlara bir çare söylüyorlar mı? Madem o zaman sokakta yoklar; madem yazın serin salonlara, kışın sıcak salonlara kaçıyorlar; meydandan, insandan, halktan kaçıyorlar işte artık bu iktidarın miadı dolmuştur. Bu iktidar yorulmuştur. Onun için salonların partisi AK Parti değil; meydanların, halkın, milletin partisi iktidara gelmelidir. Seçimde geliyorlar, oyunuzu alıp gidiyorlar. Bir daha da buralara uğramıyorlar.”

“HALEN DAHA DEPREMİN İZLERİNİ SİLMEDİLER”

“1999 depremi oldu, üzerinden 27 yıl geçti. Maalesef 27 yıl sonra halen daha depremin acıları, izleri devam ediyor. Kentsel dönüşüm beklentisi var. Yıllardır oyalandılar. İçe sinen bir kentsel dönüşüm yapmadılar. Verdikleri sözleri tutmadılar. Belirsizlikler halen daha devam ediyor. Öğrenciler riskli okullarda okuyorlar, kalabalık sınıflarda okuyorlar. Derslik yetersiz. Öğretmen sayısı yetersiz. 27 yıl sonra, evet üç yıl önceki depremde söz verdikleri gibi bir yılda değil üç yılda bile sözlerini tutamadılar. O taraf için laf yetiştiriyorlar ama iktidarları boyunca tam 24 yıl burada iktidar olup halen daha depremin izlerini silmediler. Ben şöyle bakıyorum, Sakaryalılara şunu söyleyeyim. Bu meydana girmeyen ama uzaktan kulak kabaranlara, dinleyenlere, hak verenlere ya da merak edenlere söyleyeyim. Bir kente gelince, hele hele Sakarya gibi depremin yaralarının sarılması gereken bir kente gelince insan bu kente uzanmış, devletin bir şefkatli elini arıyor. Bekliyor ki vergiyi İstanbul’dan toplayalım, vergiyi Manisa’dan toplayalım, vergiyi Denizli’den, Kayseri’den, Gaziantep’ten toplayalım. Burada büyük sanayi şirketleri var, büyük ticaret var. Dönüp Sakarya’ya gelince Sakarya’da vergiden fazlasını verelim. Buraya katkı yapalım. Burayı ayağa kaldıralım. Bu şehre pozitif ayrımcılık yapalım. Bu olsun diye bekliyorsunuz. Baktım ki ne göreyim? Sakarya, geçen yıl 70 milyar lira vergi vermiş. Yatırım bütçesinde sadece 12 milyar lira almış. Ben beklerim ki Sakarya bir vergi versin, üç hizmet - beş hizmet alsın. ‘Helal-i hoş olsun’ derim. Sakarya yedi vermiş, bir almış. Birileri Sakarya’dan oyu almış, vergiyi de kepçeyle almış ama hizmete gelince çay kaşığıyla vermiş. İşte Sakarya neyden şikayet ediyorsa özü budur. Sözün bittiği yer budur. Yedi kat vergi alıp yedide altısını götürüp yedide birini ancak bu şehre hizmet için ayıranlar, bu şehre asla fayda gelmez. Buradan size söz veriyorum. Bu devran değişecek. Bu düzen değişecek. AK Parti’nin kara düzeni gidecek. Sakarya’nın derdini çözecek bir iktidar gelecek.”

“SAPANCA GÖLÜ KURTARILMALIDIR”

“Diğer yandan, öyle bir şey ki… (‘Tayyip istifa’) Bir mahsuru yok, olabilir. Bir yandan hepinizin gözbebeği Sapanca Gölü’ne adeta eziyet ediyorlar. Göl dip seviyelerini görmeye başladı. İktidar bu sorunu çözeceğine, örneğin Ballıkaya’dan, Çamdağı’ndan özel projelerle su getirip gölü kurtaracağına halen daha göle dolgu yapılmasına izin veriyor. Kaçak iskeleleri önlemiyorlar. Diğer yandan sanayinin gölden kaçak su kesişine engel olmuyorlar. Bir an önce bağımsız Hafza Yönetim Üst Kurulu kurulmalıdır. Sapanca Gölü mutlaka kurtarılmalıdır. Ayrıca ‘Sapanca Gölü kurtarılsın’ deyip de ona alkış yapan şurada dört teyzem var. Onlara bütün meydan bir alkış yapsın. Sapanca Gölü için gözyaşı döküp alkış yapan dört çevreci teyzeme helal olsun. Sağlıkçılar bir baksın. Şimdi sağlık ekipleri aldı teyzeyi. Bu koronada hepimiz evlerde otururken ve korkarken, korkmayıp ve ölümü göze alıp hepimizi yaşatan sağlık emekçilerine bir kocaman alkış. O Çetin Çetin dediğim, kahraman Türk polisi. Koşturuyor. Seçim oluyor, polis çalışıyor. Maç oluyor, polis çalışıyor. Pandemi oluyor, polis çalışıyor. Gece - gündüz çalışıyor ama ne fazla mesai alıyor, ne emekliye yansıyor. Kahraman Türk polisine de bir kocaman alkış. Cezaevlerindeki arkadaşlarımıza gözü gibi bakan infaz koruma memurları var. 50 bin lira maaş, 30 bin lira kira, perişan durumdalar. Onlara kocaman bir alkış. Buradan söylüyorum; polisinden jandarmasına, vergi memurundan öğretmenine devletin bütün memurlarına, bütün işçilerine, bütün emeklilere, bütün emekçilere, bu milletin bütün evlatlarına gözümüz gibi bakmaya geliyoruz.”

“BARINMA KRİZİNİ KÖKÜNDEN ÇÖZECEĞİZ”

“Sakarya’da sağlık hizmetleri inanılmaz zorda. Bütün yük Sağlık, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde. Yoğun bakımda, kardiyolojide, yan branşlarda yetersizlikler var. 500 kişiye bir hekim düşüyor koca Sakarya’da. Öyle bir şey ki şehir hastanesi, dokuz yıldır bitmedi. Bitince ne olacağı belli değil. Sağlık planlamasına, buraya çok sayıda doktora, hemşireye, sağlıkçıya ihtiyaç var. Çok uzun süredir bu sorunlar çözülmüyor. Bunu bir kez daha milletvekillerimiz Ümit Bey, Ayça Hanım sık sık dile getiriyorlar. Bunları bir kez de burada ben söylüyorum. Sakarya’yı inceledikçe insan gerçekten olana, bitene anlam veremiyor. Dört yılda kiralar yüzde 970 artmış. Dört yılda Sakarya’da kiralar 10 katına çıkmış. Ev fiyatları yüzde 700 artmış. Yani sekiz katına çıkmış. Kira ortalaması 25 bin liraya dayanmış. Büyük bir barınma krizi var. Bu yüzden göç var. Bu yüzden bu şehre kimse öğretmen olarak da gelmek istemiyor, doktor olarak da gelmek istemiyor, hemşire olarak da gelmek istemiyor. Bu iktidar ilk geldiğinde bütün lojmanları satışa çıkartmıştı. Şimdi işte onun acısını doktor eksiğiyle, onun acısını hemşire eksiğiyle çekiyoruz. Bunun için iktidara geldiğimizde TOKİ öyle zenginlere villalar yapmakla, pahalı konutlar yapmakla değil; öğrenciye yurt yapmakla, devlet memuruna kalacağı lojman yapmakla meşgul olacak. Bu barınma krizini kökünden çözeceğiz. Söz veriyoruz.”

“ADALETSİZLİKLERE HEP BİRLİKTE İSYAN EDİYORUZ”

“Sakarya’da müthiş bir enerji var. Görülmemiş bir kalabalık var. Kara kıştan sonra çok da güzel bir hava var, hatta biraz fazla sıcak olmaya başladı. Bu enerji meydanın her tarafına yansıyor. Şimdi buradan hep bir ağızdan bir sloganı söylemek istiyorlar. Sakarya inlesin istiyorlar. Geçmiş zamanda burada biz adalet yürüyüşü ile geldik, Hendek’te güzel bir gece geçirdik. Şimdi de büyük adaletsizliklere; yani en başta gelir adaletsizliğine, sonra vergi adaletsizliğine, sonra sosyal hayattaki adaletsizliklere, sonra mahkemedeki adaletsizliklere hep birlikte isyan ediyoruz. İşte şuradaki bir grup kıpır kıpır genç Sakaryalı kadının hatırına hep beraber tek bir ağızdan söylüyoruz. ‘Hak, hukuk, adalet.’ En büyük adaletsizliklere, en büyük haksızlıklara uğrayanlar da hiç şüphe yok ki hepimizin karnını doyurmaya çalışanlar.”

“KİMSEYİ DİNLEMEDİLER, ÖZELLEŞTİRDİLER”

“Yıllar önce ‘Türkiye dünyada tarımda kendi kendine yetebilen, gıdada kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri’ diyorduk. Şimdi samanı dahi ithal eden, her şeyi, tarımın bütün girdilerini ithal eden ve çiftçisini, üreticisini, hayvancılıkla uğraşanları perişan eden bir ülke haline geldik. Sakarya’da bunun çok somut bir örneği var. O da Et ve Süt Kurumu’nun kombinasının kapatılması. Çalışanlarının çevre illere gönderilmesi. ‘Yenisini yapacağız’ denilmesi, ama yapılmayıp Sakarya’nın yüksek et fiyatlarıyla ve ette şehir dışına bağlı kalan birtakım aksaklıkların, bunun da fiyat yüksekliklerine sebep olmasını tamamen Sakaryalılar buna bağlıyor. Ayrıca bir şeker fabrikası gerçeğimiz var. 2013 yılında Sakarya’nın şeker fabrikasını özelleştirdiler. O günlerde Cumhuriyet Halk Partisi bu işe karşı çıktı. Meslek örgütleri karşı çıktı. Sendikalar karşı çıktı, esnaf odası, sanayi odası karşı çıktı. Kimseyi dinlemediler. Özelleştirdiler. 600 bin ton şeker pancar üretilirken, 60 tona düştü. Özel şirket üretimi durdurdu. 500 tane işçi yeniden işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya.”

“FAİZE 20 LİRA, ÇİFTÇİYE 1,5 LİRA GİDİYOR”

“Bütün gittiğimiz şehirlerde söylüyoruz. Evet özelleştirme dediğin, ‘devlet ayakkabı üretmesin, devlet araba lastiği üretmesin’ ama devlet stratejik alanlardan asla ve asla geri çekilmemelidir. Dünya büyük bir gıda krizi yaşarken, Türkiye gıda enflasyonunda dünya üçüncüsü bir ülke haline gelmişken COVID-19’dan beri gıda fiyatları Türkiye’de, dünyada en çok yükselen üç ülkeden biri haline gelmişken, et kombinaları kapatılamaz, Et ve Süt Kurumu kapatılamaz, şeker gibi stratejik bir ürünün fabrikaları özelleştirilemez. Türk Telekom gibi kurumlar satılamaz. Memleketin tersaneleri, memleketin rafinerileri özelleştirilip Türkiye güvencesiz bir hale getirilemez. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu tüm işletmeleri haraç mezat, yok pahasına satıp şimdi hem bu işsizliği hem bu enflasyonu yaratanlar bu işin birinci müsebbibidir. Sakarya’ya sözüm olsun, o şeker fabrikası yeniden açılacak. Et ve Süt Kurumu yeniden açılacak. Bu iktidar Sakarya’nın bereketini kaçırdı. Yüzde 12 son 20 yılda tarım alanlarındaki kayıp. Başka bir yerden bahsetmiyoruz. Sadece tütün üreten bir yerden, sadece buğday ekilebilen bir yerden bahsetmiyoruz. Sakarya’dan bahsediyoruz. Sakarya fındık üretir, Sakarya her türlü meyveyi üretir, ayvasından elmasına her türlü meyveyi üretir. Buğdayı üretir. Mısır üretir, arpa üretir, şeker pancarı üretir. Ancak hiç birisinde hakkını alamaz. Gübre ve ilaç fiyatları, mazot fiyatları çiftçinin belini büküyor. Hak ettiği desteklemeyi asla alamıyor. Tarım Kanunu, ‘Beş vereceksin’ diyor, bütçeye bir koyuyorlar. ‘Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i dağıtılacak çiftçiye’ deniyor. Binde ikisini yazıyorlar. Bakın şimdi bu sene nasıl suçüstü yakalandılar. Yılın ilk üç ayında faize 876 milyar lira para ödediler, çiftçiye 60 milyarlar lira destekleme ödediler. Yani her 100 liranın 20 lirası faize gidiyor, 1,5 lirası sadece çiftçiye gidiyor.”

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ, İKTİDARA HAZIRDIR”

“Buradan Sakarya’ya sesleniyorum. Kötü yönetiyorlar, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara hazırdır ve en iyisini hazırlayıp Sakarya’nın hizmetine, çiftçilerin hizmetine sunmaya hazırdır. Biz iktidarımızda planlı üretime geçeceğiz ve çiftçiye alım garantisi vereceğiz. Buradan açıkça söylüyorum. Havaalanı yapıyorlar, uçuş garantisi var. Otoban yaptırıyorlar, araç garantisi var. Köprü yaptırıyorlar, geçiş garantisi var. Hastane açıyorlar, tahlil garantisi, röntgen garantisi, hasta garantisi var. Ama çiftçiye gelince, hayvancıya gelince bir başına bırakıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında çiftçi ne ekeceğini bilecek, kaça satacağını bilecek ve çiftçide süt üreticisinde alım garantisi olacak. Para babalarına, bankerlere, yandaşlara değil; garantiyi size, çiftçilere vereceğiz.”

“YÜZDE 66 DAHA ÇOK VERGİ, YÜZDE 32 DAHA AZ YATIRIM…”

“Buradan açık açık söylemek lazım. Meydanın derdi kendi boyunu aşmış. Emekli şikayetçi. Şikayetçi mi? Bir göreyim emeklilerin elini. Yüzde 65’i emekli, yüzde 35’i değil. Emeklilerin 20 bin lira en düşük emekli maaşı alanlar kaldırsın. Yarısından fazlası. Zaten 23 bin lira ortalama emekli maaşı. Öyle bir noktaya geldik ki açlık sınırı 33 bin lira, yoksulluk sınırı 107 bin lira, emekliye 20 bin lira, asgari ücretliye 28 bin lira, ortalama çiftçi geliri 19 bin lira. Yani bu iktidar durdukça kötüye gitmeye devam edeceğiz. Yılın üç ayında yüzde 66 daha fazla vergi topladılar. Yüzde 32 daha az yatırım yaptılar. Yani öyle bir şey ki; ‘Harcamalardan, maaşlardan daha fazla vergi alacağız, ama siz bizden daha az hizmet alacaksınız’ diyorlar. Dünyanın en adaletsiz vergi sistemi burada. Duyduk duymadık demeyin. Dünyadaki en adaletsiz vergi sistemi burada Sakarya. 100 lira vergi toplanıyor bunun 66 lirası dolaylı vergi. O Sakaryaspor’un oradaki duran amcama söylüyorum. 100 lira vergi, 66’sı dolaylı. Dünyanın en haksız vergisi. Nasıl? Fabrikatör de aynı vergiyi veriyor, kapısında çalışan güvenlik görevlisi de. Elektriğe, suya, doğalgaza, tüketim mallarına, çocuğuna aldığı ayakkabıya, üstüne giydirdiği monta dolaylı vergi veriyor. Bu toplam vergilerin yüzde 66’sı. Bir de bu meydanın verdiği gelir vergisi var. Yani maaşını çekmeden kesilen ya da bankaya para koysa içinden kesilen gelir vergisi. O da yüzde 22 - 23. Toplam yüzde 89. Geri kalan yüzde 11; kazananın, üretenin verdiği kurumlar vergisi. Düşünün bu meydan verginin yüzde 89’unu verecek; ama zenginle varsıllar, üreten, kazanan kar edenler sadece yüzde 11’ini verecek. İşte bu AK Parti’nin kara düzenidir. Cumhuriyet Halk Partisi gelecek, vergiyi tepetaklak edecek. Bunlar vergiyi tabana, refahı tavana veriyorlar. Söz veriyoruz. Vergiyi tavandan alacağız, refahı tabana, size yayacağız. Bunun için şunu soruyorum. 20 bin lira emekli maaşıyla geçim olur mu? 28 bin lira asgari ücretle geçim olur mu? 19 bin lira aylık kazanan çiftçinin evinde geçim olur mu? O zaman geçim yoksa, seçim var. Seçim istiyor musunuz? Dışarıdakilere soruyorum, bariyerden girmeyenlere, altı oklu bayrak taşımayanlara soruyorum. Geçinebiliyor musunuz? Seçim istiyor musunuz? İşte Sakarya’da tarihin en kalabalık meydanlarından birinden ve meydana gireniyle, giremeyeniyle geçinemeyen sesleri duyuyoruz. En kısa zamanda seçim sandığını istiyoruz.”

“ERDOĞAN’DAN SADECE SANDIĞI İSTİYORUZ”

“Biliyorsunuz Tayyip Bey, çok yakından takip ediyorum mitingleri. Duymuştur ama duymadıysa söyleyeyim. Sakarya meydanı, hani bir zamanlar yüzde 65 aldığınız, bir zamanlar ‘kalemiz’ dediğiniz Sakarya meydanı, istifa diye inliyor, istifa diye. Tayyip Bey’den isteyebileceğiniz tek şey bu, istifa. Çok iyi yapıyorsunuz. Biz artık eskiden şunu söylüyorduk; ‘Zam yap’ diyorduk, ‘Şunu yap, şu tedbiri al’ diyorduk. Gördük ki kendi menfaatlerine olmayan hiçbir şeyi yapmıyorlar. Onun için biz artık ne Tayyip Bey’den ne AK Parti’den bir şey istiyoruz. Bir tek şey istiyoruz, seçim sandığını istiyoruz. Biz artık ne yapacağımızı söylüyoruz. Buradan bütün emeklilere söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, hemen en başında en düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Kimse bunu zor, imkansız gibi düşünmesin. 3 Kasım 2002. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiği gün, en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretli. Yani bugünkü hesapla 42 bin lira. Ama 20 bin lira veriyor. Kaldı ki asgari ücreti de 28 bin lira gibi kabul edilemez, düşük bir yerde tutuyor. Cumhuriyet Halk Partisi bugün iktidar olsa asgari ücret 39 bin lira, en düşük emekli maaşı 39 bin lira.”

“BİR DEVRİ KAPATMAYA, BİR DEVRİ AÇMAYA GELİYORUZ”

“Buradan sonra artık azla yetinmek, bir kredi kartından çekip öbürünü kapatmak, kira ödeyince kasaba, bakkala, manava borçlu kalmak, alışveriş yapınca kirayı ödeyememek yok. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında artık yoksullar için bütün dünyada olduğu gibi ucuz kiralık konut var. Herkesin gelirine göre vergi, herkesin gelirine göre kira var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde kiralık sosyal konut olacak. Herkesin gelirine göre kira olacak. İspanya’da Pedro Sanchez ve dünyada, Avrupa’da siyasi akrabalarımız ne yaptıysa hepsi olacak ve yoksulun, emeklinin, emekçinin ve halkın yüzü gülecek. Bir dönem kapanacak, bir dönem açılacak. Bir devri kapatmaya, bir devri açmaya hazır mısınız? Size söz veriyorum. Bu meydanda o enerjiyi görüyorum. Bir devir kapanıyor, yeni bir devir açılıyor. Bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor. İşte bunun için, Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi diye kimseyi arkada bırakmamaya, kimseyi yalnız bırakmamaya kararlıyız. Temel vatandaşlık geliri de olacak.”

“BİRİLERİNİN GİDİŞİ BU MEYDANLARDAN BELLİ”

“Sandık geliyor. Birileri gidiyor, birileri geliyor. Bir şeyin gidişi bu meydanlardan belli. Birilerinin gidişi, sokağa çıkamamalarından bir gün aranıza katılamamalarından, karşımıza çıkamamalarından belli. Anayasa ‘ara seçim’ diyor. Sekiz yer var. Yedi seçim bölgesi. Biri Can Atalay’ın Hatay’ı. Afyon, Kırıkkale, Adıyaman, bu tarafta Kocaeli, İstanbul birinci bölge. Bunların hepsinde son seçimde AK Parti önde. Şimdi diyoruz ki ‘Getir sandığı, millet söylesin sözü, sen etme artık gölge.’ Sandıktan kaçıyorlar. Sonuna kadar kovalayacağız. O sandık gelince işte böyle kimse geride kalmayacak. Hiçbir çocuk okula boş beslenme çantasıyla ya da bir kuru ekmekle, bir parça peynirle, bir yumurtayla gitmeyecek. Herkes okula dolu ve eşit bir beslenme çantasıyla gidecek. Öğlen okulda her öğrenciye aynı üç kap sıcak yemek verilecek. Bütün öğrencilere içilebilir, temiz okul suyu bedava olacak. Zil çalınca bir çocuk koşup parasıyla kana kana temiz su içerken, öbür çocuk gidip ağzını tuvalet musluğuna dayamayacak. Eğer böyle bir eşitsizliğe sessiz kalırsak, engel olamazsak bize de Allah iktidarı nasip etmesin. Bu haksızlığı yapanları da Allah bir gün daha iktidarda tutmasın. Cumhuriyet yurtlarıyla üniversite öğrencilerini kimsenin insafına bırakmayacak, hiçbir cemaatin kucağına itmeyeceğiz. Her mahalleye devlet kreşleri açacağız. Aynı belediyelerimizin açtıkları gibi. Kadınlar çocuklarını kreşe bırakabilecekler. Sosyal hayata, çalışma hayatına katılabilecekler. Eğer bir kadın bir sebeple evdeyse, çocuk bakmak, hasta, engelliye bakmak yüzünden ya da biz ona iş bulamadık diye. Evde kalan kadın bir başına kalmayacak. Ömrünü güvencesizliğe bırakmayacak, evdeki bütün kadınlara sigorta yaptıracağız ve emeklilik hakkı vereceğiz. Ayrıca okullara 100 bin öğretmen, 75 bin sağlık görevlisi, 65 bin uzman çavuş görevlendirerek okullarımızı güvenli, kapısındaki uyuşturucu belasından ya da zihnini oyunlarla, başka şeylerle eline silah almış çetelerle okulun önüne gelenlerden koruyacak. Asla ve asla okulda sağlık sorunu, temizlik sorunu, hijyen sorunu ve öğrenciler arasında eşitsizlik sorunu olmayacak.”

“SARAYDAN GELEN TELEFONLA CAYDILAR”

“Bu söylediklerimin hiçbiri lütuf değil, zor değil. Hele hele imkansız hiç değil. Her şeyden Özel Tüketim Vergisi alıp, yüzde 65 vergiyi sizden alıp, pırlantadan vergi almayan, alınmış ve kanuna konmuş şeyden bile saraydan gelen telefonla cayanlar var. Bu memlekette 20 bin lira emekli maaşı veriliyor. Erdoğan veto etmiyor, onaylıyor. Basıyor mührü ki gitsin. ‘20 bin lira yeter’ diyor. 28 bin lira asgari ücreti onaylıyor. Fındık ya fındık, 360 liradan 160 liraya düşmüş. Buna itiraz etmiyor, müdahale etmiyor. ‘Efendim Ankara’da Akyurt Mahallesi’nde Melih Gökçek ve arkadaşı zenginlerin hobi bahçesi gibi görünen villaları var. İş buraya gelince veto ediyor. Melih’in villalarını kurtarıyor. Yazıklar olsun.”

“HALKIN İKTİDARINI KURACAĞIZ”

“O yüzden, ev kadınına sosyal güvence… Vallahi dünyada bütün sol iktidarlar yapıyor bunu. En düşük emekli maaşı, asgari ücretin üstünde. Bunu yapmayanın vicdanı olmaz. Öğrenciye okulda yemek, su. Bunların hiçbirisi lüks değil, lütuf değil. Bunların hepsini söke söke alacağız. Lüks içinde yaşayanlara değil; bu meydana yağdıracağız. Şimdi buradan soruyorum, emeklilerle birlikte miyiz? Emekçilerle birlikte miyiz? Her yaştan gençler burada mı? Hep beraber mücadele edecek miyiz? Herkes şunu bilsin, emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Memurlar rahat etmeden kimsenin vicdanı rahat etmez. Bu ülkede kimse, kimsenin rakibi değil. Omuz omuza vereceğiz, bu iktidarı değiştireceğiz, halkın iktidarını kuracağız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

“YÜZDE 82 YARGIYA GÜVENMİYOR”

“Değerli Sakaryalılar, bir ülkede adalet olmazsa hiçbir şey olmaz. Millete soruyorlar ‘Türkiye’de yargıya güveniyor musun?’ diye, yüzde 82 aynen dediğiniz gibi ‘hayır’ cevabını veriyor. Bu mitinglerin etkileşimli olması süper. Artık ben sormadan da söylüyorsunuz ya o da çok güzel yani. ‘Millete soruyorlar’ diyorum ‘Yargıya güveniyor musunuz?’ diye, milletin yüzde 82’si böyle söylüyor. Ekonomide kriz var, demokraside kriz var, yargıda kriz var. Demin dediğim gibi; bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzeni. İşte millet bu kara düzenden ‘illallah’ demiş. Yaka silkmiş durumda. Ama AK Parti bunu duymak yerine; milletin kararına savaş açmış durumda. İstanbul’u 30 sene yönettiler. Onlar kazandı, onlar yönetti, kimse karışmadı. Hatta ilk başta Erdoğan türlü şeylerle suçlandı. Tutuksuz yargılandı. Ceza aldı, cezaevine bile telefonla çağrıldı. Yanındaki koğuş arkadaşını kendi seçti. Cezaevine balık pişirme partileri verdi. Cezaevinde şiir kaseti doldurdu, çıkardı, sattı. Kimse engel olmadı. Şimdi öyle bir halde ki, seçilmiş belediye başkanının bir iftar sofrasında diplomasını iptal eden o. Ertesi sabah sahur sırasında şafak baskınları yaptıran o. Dört gün emniyette tutan, sonra tutuklayan o. Bir yıldır, tam 403 gün oldu bugün, rakibini hem de cezası kesinleşmeden asla ve asla suçlu denilebilecek bir durumda değilken; suçluymuş gibi cezaevinde tutan o. Devletin televizyonuna, Atatürk’ün kurduğu Anadolu Ajansı'na yalan yanlış bilgiler yaydıran, partimize, Ekrem Başkanımıza, belediye başkanlarımıza iftiralar atan, yargı savaşı başlatan o. Bunların sonunda öyle bir noktaya geldik ki, ‘terörist’ dediler yalan çıktı. ‘Yolsuz’ dediler, bütün iddiaları boş çıktı. Efendim ‘ajan’ dediler, milletin gülmekten canı çıktı. Ama halen daha Başkan’a çeşitli iftiralar atılan bir mahkeme sürüyor. Şu kadar söyleyeyim. Her gün iddianame satır satır çürüyor. Sayfa sayfaya dökülüyor. Yol arkadaşlarımız dimdik duruyorlar. Bu operasyon başladığında hatırlasın Sakarya, ne diyorlardı? ‘Bir aya kalmaz iddianame çıkar. İnsan içine çıkamayacak, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Hatta eşlerinin bile gözünün içine bakamayacaklar,’ diyordu Erdoğan.

“EVLERİNDEN AYAKKABI KUTULARI ÇIKTI, BİZDEN KÖR KURUŞ ÇIKMADI”

“Biz o iddianameyi istedik, bir ayda değil sekiz ayda çıktı. Dedik ki ‘İddianame çıksın, yargılama canlı yayında yapılsın. Biz arkadaşlarımıza güveniyoruz.’ Önce canlı yayını kabul ettiler, şimdi canlı yayından vazgeçtiler. Çünkü o ilk günden beri atılan hiçbir yalanı ispatlamıyorlar. Sakarya‘ya şunu hatırlatırım. O TRT, A Haber, o TGRT her akşam televizyonda çeşitli yalanları söylüyorlardı. ‘560 milyar’ dediler, 560 kuruş bile yok. Tamamı yalan çıktı, bir tane kanıt bulamadılar, kör kuruş bulamadılar. Kendi evlerinden ayakkabı kutularıyla paralar çıkmıştı. Bizden kör kuruş çıkmadı. Ama ilk başta ‘Bulduk’ dediler. ‘Hani görüntü?’ dedik. ‘Yanlış duymuşuz’ dediler. ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, birisi bile yok. Hepsi yalan çıktı. ‘Parkelerin altında para görüntüsü’ dediler. ‘Başkasından duymuştum, beni de kandırdılar’ diyen gazeteciler çıktı. Her söylediklerinin içi boş, ‘İçinde para’ dedikleri valizin içinden jammer çıktı. Hiçbirisi iddianamede yok. Sakarya’nın namuslu ve dürüst insanlarına soruyorum. Bir yıl boyunca anlatılanların hiçbiri gerçek çıkmayacak. İddianame bomboş olacak. Sonra canlı yayın sözü verenler bu sözlerinden sayacaklar. Ben diyorum ki kendine güvenen, savcısına güvenen karşımıza çıksın. Silivri’den canlı yayın yapılsın. Hodri meydan. Buradan, Sakarya’da çağırıyorum. Hani çok biliyordunuz ya. Çok konuşuyordunuz ya. Nerede? Silivri’de davayı izlesenize. Önünden yayın yapsanıza. İçerisini anlatsanıza. İçeriden bir kelime konuşabilen bir kanal yok. Başka taraflara operasyonlar, dikkat dağıtmaya çalışmalar, içerdeki yalanı örtmeye çalışmalar…”

“LULA DEVLET BAŞKANI, EKREM BAŞKAN DA CUMHURBAŞKANI OLACAK”

“Dünyanın bütün otokratları, bütün demokratlarına bu zulmü yapmaya çalışıyorlar ya da niyetleniyorlar. Biliyorsunuz Brezilya’da Lula vardı. Lula bizim kardeş partimizde, geçen hafta bugün beraberdik Barselona’da. Lula’ya Bolsonaro iftira attı. Lula’yı aldı hapse attı. Yetmedi, oğlunu hapse attı. Yetmedi, avukatını hapse attı. Aynı Ekrem Başkan gibi. Onlara hapse atan Yargıç Moro’yu tuttu Adalet Bakanı yaptı Bolsonaro. Aynısı. Aynısının tıpkısı. ‘Hık’ demiş, önüne düşmüş. Rakibini içeri koyuyor, ailesine saldırıyor, avukatlara saldırıyor ve bu işleri ve bu pis işleri yaptırdığı yargıcı, savcıyı Adalet Bakanı yapıyor. Ne oldu biliyor musunuz? Ne oldu? Brezilya aslanlar gibi, sizin gibi içerdeki mağdurun arkasında durdu. Meydanlar doldu, meydanlar taştı. Lula adaylaştı. Seçimlerde iki kişiden birinin oyunu aldı, şimdi Brezilya Devlet Başkanı. Eninde sonunda arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, o sandık gelecek. Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak.

“CHP’YE DÜŞMAN HUKUKU UYGULAYAN KİMSEYLE OTURUP KONUŞMAM”

“Geçen gün Meclis’te resepsiyon var. Gazeteciler soruyor Sayın Erdoğan diyor ki ‘Tabii elbette ana muhalefetle görüşürüm’ diyor. Şuradan açıkça söyleyeyim. Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Türkiye’nin elbette ihtiyacı olan iç cephenin güçlenmesidir. Elbette tansiyonun düşmesi önemlidir. Elbette bugünün ana muhalefetinin son seçim itibarıyla, ama yapılan son seçimlerin birinci partisinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün gibi bugün de birinci partisinin Türkiye’nin meselelerinde birlikte davranması hiç kimsenin şaşırmayacağı bir şeydir. Ama rakiplerine düşman hukuku uygulayanlar, bu masada otururken balta çekip saldıranlar, şimdi dönüp de ‘Oturalım, konuşalım’ demesinler. Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşman hukuku uygulayan kimseyle oturup konuşmam, kimseyle. O demokrasi düşmanı baltanı gömeceksin, o baltanı atacaksın, yakacaksın. Türkiye’nin kurucu partisine, onun üyelerine, milletin seçilmiş belediye başkanlarına, Türkiye Cumhuriyeti’nin belirlediğimiz Cumhurbaşkanı adayına, milletimiz takdir ederse bir sonraki Cumhurbaşkanına ve bir sonraki iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne haksızca saldırmayacaksın. Her gün iğneden ipliğe zam gelecek, beceriksiz politikalarla fiyatlar alıp başını gidecek, enflasyon azacak, seçim ekonomisi hesapları suya düşecek, yavaş yavaş yolun sonu görünecek, sonra geleceksin ‘Efendim hepimiz aynı gemideyiz.’ Evet hepimiz aynı gemideyiz, bu gemi iktidara doğru gidiyor, bu geminin bir tane kaptanı var o da Anıtkabir’de yatıyor. Anıtkabir’de yatıyor. Kendine yalandan ‘başkomutan’ dedirtenlerin, demokrasiyi bir kenara koyup da tek adamlığa özenenlerin, milletin kararına saygı duymayanların önce oturup kendileri düşünmeleri lazım.”

“İSTEDİKLERİ KADAR KAÇSINLAR, SEÇİM EN GEÇ İKİ YILA”

“Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkeyi düze çıkarmak için üstümüze ne düşerse yaparız. Ama bir şeyi yapmayız. Sen böyle duracaksın, sonra ‘Bize el uzat, başını uzat’ diyeceksin. Boynumuzu veririz, boyun eğmeyiz. Bunun için vallahi geçen sene bu zamanlardı, 19 Mart darbesinin üstünden bir ay geçmişti. Dediler ki ‘Yaz geliyor, ne olacak?’ Dedik ki ‘Çarşamba akşamları İstanbul’da, her hafta sonu Anadolu’da bir meydanda Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingleri yapacağız.’ Dediler ki ‘Yaz gelir, sıcak olur. Öğrenciler okula gider, Sakaryalılar memlekete gider. İstanbul boşalır. Tokatlıyı, Sivaslıyı, Anadolu’dan geleni, öğrenciyi bulamazsın’ dediler. Her çarşamba İstanbul’da bir ilçede, gün geldi ‘AKP’nin kalesi’ dediği yerde hınca hınç doldurduk o meydanları. Hafta sonları iller sırada. Öyle gün oldu 46 derece sıcakta bir mitingde 16 kişi bayıldı ama bayılmadan meydanı bir kişi terk etmedi. Gün oldu; kış geldi, dolu yağdı. Tipi oldu, kar yağdı. Yağmur yağdı, paçalarımızdan aktı. Ama kimse karda - kışta Anadolu’da; bizi ne Konya’da ne Yozgat’ta, ne Mersin’de ne Sinop’ta, ne Antalya’da ne bugün Sakarya’da bu millet bu meydanları boşaltmadı, demokrasinin arkasından asla çekilmedi. İstedikleri kadar kaçsınlar, artık en çok iki yıl sonra bugün seçime kaldı iki pazar. Doğru mu? Bir yıl nasıl geçti gördünüz. Direnerek, mücadeleyle, omuz omuza, hep birlikte. Bir yıl daha geçecek, seçim yılına girilecek. O gün, bir yıl sonra bugün… En çok bir yıl, belki de seçime dört - beş ay kalmış olacak. O yüzden adım adım kurtuluşa yürüyoruz. Kendimizden eminiz. Arkadaşlarımız 12 metrekarelik hücrelerinde yerin yedi kat üstündeler. Birileri bin 500 odalı sarayda yerin yedi kat dibindeler. Kendimize güveniyor muyuz? Bu seçimleri alacak mıyız? O taraf, dışarısı bu seçimlerde birlikte miyiz? Sakarya’nın bütün demokratlarına sesleniyorum. Bu seçim Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçimi değildir. Bugüne kadar bir maç yaptık, sahaya çıktık, Tayyip Bey gol attı, sevindi. AK Parti maçı kazandı, sevindi. 47 yıl sonra gittik bir maç yaptık, golü attık, maçı kazandık. Tayyip Bey geldi, topu aldı, eve götürmeye çalışıyor. ‘Topu keseceğim, başkasına oynatmam’ diyor. Atatürk’ten emanet sandığı kimseye kaptıracak mıyız? Seçim sandığına ulaşacak mıyız? O sandıkta bu iktidarı değiştirecek miyiz? Hazır mısınız? Hep beraber yürüyecek miyiz? Hep beraber yürüyecek miyiz? O zaman hadi bakalım yolunuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL SAKARYA’DA