08.02.2026
CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, "Türkiye demokrasi açısından en karanlık dönemini yaşıyor. Basın açısından da keza aynı şekilde en karanlık dönemini yaşıyor. Birbirine çok bağlantılı. Onu aşmamız lazım" dedi.
CHP’nin yerel medyayı güçlendirmek ve yerel-ulusal basın arasında kalıcı bir iletişim hattı oluşturmak amacıyla başlattığı “Bölgesel Yerel Medya Buluşmaları”nın üçüncüsü Antalya'da yapıldı.
İzmir ve Tekirdağ'ın ardından Antalya'da bir otelde düzenlenen "CHP İletişim Batı Akdeniz Yerel Buluşması"nın açılış konuşmalarını, CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir ve CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı yaptı.
Buluşmaya Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İdris Taş, Yeni Gün Medya'dan ve Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel, Antalya Çağdaş Gazeteciler Derneği Şube Başkanı Ceren Deniz ve gazeteciler Bora Tüfekli, Hilal Köylü ve Deniz Zeyrek katıldı.
Etkinlikte, Batı Akdeniz Bölgesi’ndeki illerden çok sayıda yerel medya temsilcisi, muhabir, köşe yazarı, basın örgütleri ve basın sendikalarının temsilcileri de yer aldı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de basın özgürlüğü ve medya üzerindeki baskılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'de de dünyada da gazetecilik alanında baskıların, müdahalelerin bulunduğunu, belirterek, “Ama temel espri o kamusal alanı hangi yerde kullandığınızdır. Örneğin ABD'de birkaç defa çok önemli gelişmeler olduğunda işte basın acaba devleti mi koruyacak, halkı mı koruyacak, yani gerçekleri kim kimin için aktaracak diye tartışıldığında çoğunlukla halk adına bir değerlendirme yapılıyor. işte burada son günlerde açılan dosyalar da dahil olmak üzere ya da savaşlardaki gerçeklikleri açıklamak üzere ABD'de halk nezdinde bir karar verilmiş ve o dosyalar açıklanmış. Bugün güncel tartışmalar içerisinde olan dosya gibi” diye konuştu.
“Sansürden daha fena bir hale geldi otosansür”
Bulut, ama Türkiye'de bakıldığında, Osmanlı'dan bu yana bir sansür mekanizmasının söz konusu olduğu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Yönetenlerin nezdinde bir anlayış var. Her zaman öyle bir çatışma olmuş, bir mücadele olmuş. Bir tarafta hakikatleri anlatmaya çalışanlar diğer tarafta da kendi yönetimini daha güçlü kılmak isteyen anlayışın baskıları. Bugün yine sansür var. Hatta otosansür de dahil oldu. Sansürden daha fena bir hale geldi otosansür. Burada yapılan baskılar, bir önceki dönemden farklı olarak işte dijitalde bant daraltma ya da o sayfayı engelleme, gazeteler açısından bakılınca gazetelere kamunun, yandaş medyaya verdiği kamu desteklerini diğer mecralara hiç vermiyor. Örneğin Sözcü'nün bir kamu reklamı aldığı kanaatinde halinde değilim. Öyle bir görüntüyü, öyle bir reklamı da hiç görmedim. Ya da Basın İlan Kurumu üzerinden bakılırsa Basın İlan Kurumu yerel medyayı güçlendirmesi gerekirken bakıyorsunuz yerel medyayı birleştirme ve yerel medya üzerinde bir sopa halinde durabiliyor. İletişim Başkanlığı keza aynı şekilde bu dönemin önemli figürlerinden. İletişim Başkanlığı nedir? Öz itibarıyla, İletişim Başkanlığı, Türkiye'de gerçeklerin kamuoyuna aktarılması, Türkiye'nin itibarını güçlü kılması, baktığınızda o da tam aksine İletişim Başkanlığı basının başlıklarının tek başlık olarak atılmasında vesile olan metinler gönderen hatta bu metin örneklere deşifre olduğu yeni İletişim Başkanlığı döneminde işte bir tartışma, bir konuda 'Arkadaşlar bu konuyu şöyle işleyeceğiz. Başlıklarımız bunlar. İçerik bunlar' diye WhatsApp gruplarından dahi atılabildiği, yine bir anormalin normalleştiği, yani nasılsa bizim havuz medyamız var, sahibi bile belli olmayan bir havuz medyamız var ve oradaki arkadaşlar bizim için çalışıyor. Halk için değil, kamu için değil, bizim için çalışıyor, o zaman şu başlıklar atılabilir’ diye ifade ediliyor. Ve bu gönderiliyor. Sonuç itibarıyla bunların hepsi bizim demokrasimiz açısından çok tehlike arz ediyor.”
"Gazeteciler kendi meslek alanında ne sorun yaşıyor en iyi bilendir"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut, asıl meseleye buradan baktıklarını belirterek, “Eğer bir ülkede kuvvetler ayrılığı güçlü değilse herkes kendi alanında kendi işlevini yapamaz halde ise orada demokrasiden bahsedemezsiniz. Orada, bugünkü gibi gelir adaletsizliğinden, özgürlüklerin kısıtlanmasından, iktidarın baskısından bahsedersiniz” değerlendirmesini yaptı.
Bulut, hele hele partili cumhurbaşkanlığı gibi bir sistemin olduğu, bir sandıktan diğer sandığa kadar hiçbir denetimin bulunmadığı bir yerde, basının çok daha kıymetli hale geldiğini vurguladı.
Türkiye’de, 28 Şubat'larda, 12 Mart'larda, 12 Eylül'lerde ya da FETÖ'nün çok ağır müdahale ettiği dönemlerde gazetecilerin cezaevine atıldığını hatırlatan Burhanettin Bulut, şöyle konuştu:
“O tür müdahaleler oldu. Ama bugün Türkiye'deki basının gerçekliği açısından bakılırsa Tazminat, Cumhuriyet’in ilk dönemleri, bu kadar karanlık olmadı. Türkiye, demokrasi açısından en karanlık dönemini yaşıyor. Basın açısından da keza aynı şekilde en karanlık dönemini yaşıyor. Birbirine çok bağlantılı, çok ilintili. Onu aşmamız lazım. Onu nasıl aşabiliriz? Bu toplantılardan, bu tüm bölgede yaptığımız toplantılardan bir sonuç çıkartacağız, bir birikim oluşturacağız.
Burada yapılan toplantıları sonra bülten haline getiriyoruz. Tüm konuşmaları çözüyoruz. O çözdüklerimizin neticesinde bir fikir birliği oluşacak. Ben de bir meslek odasından geldiğim için ifade ediyorum, o fikir birliğini siyasetçi belirleyemez. O fikir birliğini akademisyenler de belirleyemez. O fikir birliğini ancak siz belirlersiniz. Ancak gazeteciler belirler. Çünkü gazeteciler kendi meslek alanında ne sorun yaşıyor en iyi bilendir. Bir denetim mekanizması oluşması gerekiyorsa onu da en iyi gazeteciler yapar. Bir ekonomik özgürlük oluşması gerekiyorsa onu en iyi gazeteciler verirler.
"İktidar 31 Mart seçimlerinden sonra ikinci parti halindedir"
Parti olarak elbette bu alanda çokça eleştirilerimiz var. Kamunun bu alana destek vermesi gereken aksine iktidar bu alanda en büyük kötülüğü yapıyor. Maalesef bu yaptıkları kötülük, demokrasiye zarar verdiği karar verdiği kadar sizin mesleğinizde de zarar veriyor. Bir Uğur Mumcu'yu bu tür iklimlerde bu tür dönemlerde nasıl yetişecek, bir araştırmanın, gerçek gazeteciliğin geçerli akçe olmadığı bir dönemde gazetecilik nasıl güçlü olacak, bunları bir bir tarafa bırakıyorum ama bu toplantıları biz iktidarı eleştirecek mekanlarımız var elbette, orada yaparız. Ama biz gerçek gazeteciliğin bu toplantılarla bir katkı vermesini diliyoruz. Bir parti programımız var elbette. Gazetecilik, meslekle ilişkili çokça çabamız oldu, metinlerimiz oldu, parti programlarımıza işlendi ama şimdi bir seçim dönemine gidiyoruz. Seçim bir sene olur, iki sene sonra olur hiç fark etmez. Türkiye bir seçim dönemine girmiştir. Çünkü iktidar 31 Mart seçimlerinden sonra ikinci parti halindedir. Bu Türkiye'yi yönetememenin dışında siyaseten de halktan desteği bitmiş durumdadır."